Haaretz / Aluf Benn: İsrail’in Güvenlik Konseptinin Çöküşü (Tam Metin)
İsrail’in on yıllardır üzerine inşa edildiği tüm askeri, istihbari ve siyasi varsayımlar kökünden sarsılmaktadır. Bu durum, sadece geçici bir stratejik zafiyet veya koordinasyon eksikliği değil; bizzat devletin kurucu güvenlik doktrininin yapısal olarak iflas etmesidir. Yıllardır savunulan “teknolojik duvarlar arkasında mutlak güvenlik” ve “ekonomik refah vaadiyle bölgeyi pasifize etme” teorileri, sahadaki asimetrik gerçekliğin sert duvarına çarparak paramparça olmuştur.
Duvarların Ardındaki İllüzyon ve İstihbaratın Dogmaları
On milyarlarca şekel harcanarak inşa edilen yer altı ve yer üstü bariyerler, sensörler ve akıllı savunma sistemleri, insan iradesi ve hibrit savaş stratejileri karşısında bir gecede işlevsiz hale gelebilmektedir. Ordunun ve istihbarat kurumlarının (Aman ve Şin Bet) içine düştüğü en büyük tuzak, kendi teknolojik üstünlüklerine duydukları dogmatik güvendir. İstihbarat analistleri, sahadan gelen somut hareketlilik sinyallerini okumak yerine, kendi masa başında ürettikleri “Düşman şu an rasyonel davranıyor, çatışma istemiyor” konseptine körü körüne inanmayı tercih etmişlerdir. Bu kibir, tarihin en büyük stratejik sürprizlerinden birine kapı aralamıştır.
Siyasi Felç ve Stratejik Akıl Boşluğu
Bu çöküşün arkasındaki asıl trajedi ise Tel Aviv’deki siyasi karar alıcıların vizyonsuzluğudur. Çok parçalı ve radikal unsurların esiri olmuş koalisyon hükümetleri, devletin uzun vadeli bekasını planlamak yerine, tamamen iç siyasette günü kurtarma ve yargısal hesaplaşmalardan sıyrılma motivasyonuyla hareket etmektedir. Başbakanlık ofisi ile askeri bürokrasi (IDF komuta kademesi) arasında yaşanan derin güvensizlik, kriz anlarında devlet reflekslerini felç etmiştir. İsrail, bölgesel ittifaklarını (başta ABD ile olan organik bağları ve Akdeniz-Ortadoğu hattındaki normalleşme süreçlerini) kendi iç siyasi hırsları uğruna feda etme noktasına gelmiştir.
Türkiye ve Bölgesel Güçlerle Çatışma Riski
Doktrinin en zayıf halkası ise bölgesel güç dengelerinin tamamen yanlış hesaplanmış olmasıdır. Özellikle Türkiye gibi askeri ve jeopolitik kapasitesi yüksek, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki dengeleri değiştirebilecek aktörlerin pozisyonları ve sert uyarıları, Tel Aviv tarafından uzun süre hafife alınmıştır. Bugün gelinen noktada, bölgesel bir savaş riskinin tırmanması ve Türkiye ile olası gerilim hatlarının sıcak çatışma senaryolarına kadar uzanması, İsrail’in yalnızlaşma stratejisinin kaçınılmaz bir sonucudur. Sadece askeri güce ve hava üstünlüğüne güvenerek, çevredeki devasa devlet dinamiklerini ve toplumsal öfkeleri kontrol altında tutabileceğini sanmak, stratejik bir intihardır.
Sonuç: Paradigmanın Sonu
Artık ne askeri operasyonlar ne de geçici ateşkes süreçleri eski statükoyu geri getirebilir. İsrail için kibirle örülmüş eski güvenlik duvarları yıkılmıştır. Bölgede kalıcı bir varlık göstermenin yolu, kendi yarattığı illüzyonlardan uyanmaktan, iç siyasi radikalizmi tasfiye etmekten ve Ortadoğu’daki yeni jeopolitik gerçekliği (özellikle Türkiye’nin bölgesel ağırlığını) kabul eden yepyeni bir stratejik akıl inşa etmekten geçmektedir.